|
|
|

Bir
zamanlar Ortadoğu'nun İsviçresi olarak anılan Lübnan ve başkenti
Beyrut, 17 yıl süren savaşın ardından günümüzde yaşama dört
elle sarılıyor. Baştan başa elden geçirilen Beyrut, bir zamanların
şaşaalı günlerine tekrar dönme hazırlıkları yapıyor.
Beyrut
şehir merkezi eskisi gibi yine aktif ve canlı. Kültür merkezleri,
yeni bankalar, iş merkezleri canlılığın kanıtı olarak bir bir
yeniden yükseliyor ya da restore ediliyor.
Yenilenen
havalimanı 80 banka, ithalat -ihracat şirketleri, 5 üniversitesiyle
Beyrut, yeni milenyuma çok kültürlülüğün simgesi olarak hazırlanıyor.
SOLİDERE
YA DA DOWN TOWN
Beyrut'ta şehir merkezinde kısa bir tur yaptığınızda Ömer Camii,
Birleşmiş Milletler binası, Başbakanlık, Parlamento binası,
tarihi Yunan ortodox ve katolik kiliselerini bir arada görme
şansınız var. Özellikle bir zamanlar Hristiyanlarla müslümanlar
arasında en çok şiddetli çarpışmaların meydanra geldiği alanda
günümüzde solidere ya da Downtown olarak biliniyor. Burada yapılan
restorasyon çalışmaları görmeye değer. Bu alanda dolaşmaya çıktığınızda,
kendinizi Paris sokaklarında dolaşırken hissedebilirsiniz. Birbirinden
şık kafeler, restoranlar, alışveriş merkezleri, ünlü markalar
hemen her yerde karşınıza çıkıyor.
Kendinizi
sıradan bir Arap ülkesinde değil, bir batı ülkesinde hissediyorsunuz.
Beyrut aslında belli bir plan yaparsanız gezmesi kolay şehirlerden
biri. Öncelikle şehir kabaca ikiye ayrılıyor. Şehrin güneyi
Müslüman kesimi, kuzey kesimi ise Hristiyan bölgesi. Ortada
ise, Solider denilen özgürlük alanı var. Müslüman kesimde yer
alan Hamra, Zeytuni gibi semtler bir zamanların en güzel yerlerindenmiş.
Eski oteller, binalar, cafeler hep burada.
Şehrin Müslüman kesiminde bulunan Raouche ise, mutlaka gidilmesi
gereken yerlerden biri. Sahilde sabahın erken saatlerinden itibaren
spor için yürüyenler, akşamları gezintiye çıkanlarla yer değiştiriyor.
Kadın-erkek, genç- yaşlı, binlerce insan, üstlerinde bulunan
batılı kıyafetlerle özgürce yürüyüş yapıyor.
Geleneksel
Lübnan mutfağının birbirinden leziz mezelerini ve et yemeklerini
yemek için, burada lokantalar var. Hepsini ziyaret edebilirsiniz.
Batılı yiyecekleri yemek için, TGI Friday's ya da sadece deniz
ürünleri satan fast food restoranları ziyaret edebilirsiniz.
ROUCHE
Raouche'de bulunan kafelerde ise, kadın-erkek nargile keyfi
sürebilirsiniz. Özellikle bayanlar buralarda keyifle elmalı
nargile içiyorlar. Yurtdışından gelenler ise, bu tattan o kadar
mutlu oluyorlar ki, yanlarında içmek için nargile götürüyorlar.
Beyrut'un iyi tarafı, nargilede kullandığınız tömbekileri, ateş
parçalarını marketlerde bile hazır olarak bulmanız. O nedenle
evlerde bile nargile keyifleri eksik olmuyor.
Özellikle
akşam üsteleri, mutlaka sailde kendinize bir yer bulun. Çünkü
buradra güneş batışı izlemek çok keyifli. Tam denizin ortasında
batan güneş neredeyse bütün Beyrut'tan keyifle izleniyor.
HRİSTİYAN
KESİMİ...
Hristiyan kesiminde bulunan Kaslik, Junye gibi yerler ise, şehrin
şık kesimi . Plajlar, eğlence yerleri, lüks butikler. Cafeler
burada. Sokaklarda gezinen hanımları görseniz kendinizi bir
batı ülkesinde zannedersiniz. Hatta şaşırırsınız rahat kıyafetleri
görünce.
Cafelerde keyifle nargile içen, erkek arkadaşlarıyla keyif yapan
genç kızlar. Beyrut'un iyi tarafı da kimsenin kimseyi rahatsız
etmemesi... Hemen her tarafta rahatlıkla dolaşıyorsunuz.
JUNİE-HARİSSABeyrut'un
18 kilometre kuzeyinden yer alıyor. Şehrin en lüks semtlerinden
ve yazlık yerlerinden biri. Birbirinden ünü mağazalar burada
yer alıyor.
Lübnan'da bulunan ilk su sporları merkezi burada. Kaslik semtinde,
Lübnan Turing ve Otomobil Kurumu'nun dinlenme tesisleri yer
alıyor.
TELEFERİK
Junie'den Harrisa tepesine çıkan telefierik de buranın bir başka
ilginç tadı. Tepeda bulunan Meryem Ana heykeli, ellerini açmış
şehri kucaklarken, buradan gözüken Beyrut manzarası da çok keyifli...
MAMELTEIN
Beyrut'un gece eğlencesinin doruğa çıktığı yer. Junie'de yer
alıyor. Hemen her köşede, bar restoran, gece kulübü yer alıyor.
Yaz aylarında eğlencenin doruğa çıktığı yer. Özellikle Moldovya,
baştaolmak üzere eski Rus Cumhuriyetleri'nden gelen dansçıların
sahne aldığı revüleriyle ünlü.
Buralara gidip önce içkiler eşliğinde şovu izliyorsunuz. Sonra
da sahne alan artistlerle! sohbet etme imkanınız var. Gerisi
size kalmış!
BEYRUT'TA
ULAŞIM...
Şehirde ulaşım için devletin ve belediyenin işlettiği otobüsler
var. Şehrin hemen her yerine gidiyor. Gerçi tabelaları arapça
ama, hemen herkes İngilizce özellikle Fransızca konuşuyor. Eğer
aceleniz yoksa bu otobüslerle 1000 LL ödeyerek şehri bir baştan
bir başa dolaşabilirsiniz.
TAKSİLER
PAHALI. DOLMUŞLAR UCUZ.
Ayrıca dolmuşlar da var. Bunlar da hemen her yere ulaşıyor.
Dil sorununu aşarsanız mesele yok. Dolmuşa binerken aceleniz
varsa taksi diye pazarlık yapabiliyorsunuz. O zaman dolmuş olmuyor
taksi olarak sizi istediğiniz yere götürüyor. Ama 5 bin LL ödeme
yapmanız da gerekiyor.
Bir
de bizdeki gibi, şehir sokaklarında dolaşan kırmızı plakalı
genellikle eski model Mercedes taksiler var. Ama bunlar biraz
pahalı. Bir de yabancı olduğunuzu anlarlarsa, fiyatı artıyorlar.
BEYRUT'TA
yolunuzu kaybetmeniz mümkün değil. Çünkü şehirde nereye giderseniz
gidin, batıya döndünüz mü kendinizi sahilde buluyorsunuz. Sahilden
sonra da gideceğiniz yeri bulmak kolay.
BEYRUT'TAN
SURİYE'YE GİDİŞ.
Beyrut'tan Suriye'nin başkenti Şam'a gidiş de çok kolay.
Ancak bunun için öncelikle vizenizin olması gerekiyor. Vize
de ancak İstanbul ya dra Ankara'dan alınabiliyor. Çünkü
Lübnan'da Suriye'nin temsilciliği yok. Vizeniz varsa, Sahilde
bulunan Liman yanında büyük bir otobüs garı var. Burayı
herkes biliyor. Buradan 10 dolar'a 2-3 saat içinde Şam'a
gidebiliyorsunuz.
Yine aynı yerden Lübnan'ın ikinci büyük şehri Tripoli'ye
de otobüs kalkıyor. |
BİBLOS
İncil'e ismini veren yer olarak biliniyor. Asırlar boyunca başta
Asurlular, Mısır, Yunan, Roma, Arap ve Osmanlı uygarlıklarına
kucak açan yerlerden biri. Arkeolojik olarak bir puzzle'ın parçalarından
biri.
Dünyanın
en eski yerleşim yeri olan Biblos'da, 4/5 bin yıllık eski antik
tapınaklar yer alıyor. Burada bulunan tarihi eserler, Hz. İsa'nın
doğuşundan 4 bin yıl öncesine kadar uzanıyor.
LÜBNAN
DAĞLARI
Lübnan
Dağları, sadece coğrafi olarak dağlardan oluşmuyor. Burada eğlence,
keyif bu dağların neredeyse ikinci adı. Çünkü Lübnan özellikle
kışın bu dağlarda bulunan kış sporları merkeziyle dünyanın bir
çok ülkesiyle yarışıyor...
Yazın ise, adeta yayla havasıyla Beyrut'ta yaşayanların piknik
yerlerinin başında geliyor.
Özellikle Beyrutlular, yazları buralarda bulunan dağ evlerine
çıkıp dinlenmeyi çok seviyor.
Özellikle Hristiyan kesimde bulunan dağlarda yaşam bir başka
güzel.
DOG
RIVER
Köpek nehri, Beyrut'un 15 kilometre kuzeyinde yer alıyor. Kuzey
otobanı yönünde yer alan bu semtte yer alan mağara gerçekten
görülmeye değer. İçinde özel kayıklarla kilometrelerce gezme
imkanı var.
JEITTA
GROTTOES
Beyrut'a 20 kilometre uzakta. Lübnan'ın doğa harikası yerlerinden
biri. 9 kilometre uzunluğundaki 2 katlı labirent galerilerden
oluşuyor. Alt katta bulunan nehirde, özel botlarla gezinti yapıyorsunuz.
Üst katlarda bulunan galeride ise, mineral taşları görme şansınız
var.
FAKRA
55 kilometre uzaklıkta yer alan bu semtte, Roma dönemi antik
kalıntıları, 1550 metre yükseklikte bulunan bu yerleşim yerinde
yer alıyor.
Tapınaklar, sütunlar, anıtlar, anıt mezarlar görkemli. Doğal
güzelliklerin ortasında yer alıyor.
FAKRA'NIN DOĞAL KÖPRÜSÜ
Fakra yakınlarında bulunan kayak kasabası Faraya, doğal elle
yapılmış köprüsüylü ünlü.
BEITEDDINE
Beyrut'a 43 kilometre uzaklıkta. Dürziler'in yaşam yeri. Velid
Canbolat isimli ünlü Dürzi liderin ailesine ail Beiteddin Sarayı,
aslında Osmanlı döneminde yapılmış.
Beyrut dağlarının eşsiz manzarası ve doğal güzelliklerine sahip.
Manzaralı yolda güneybatıda bulunan Alhamra'ya gidiyorsunuz.
18.-19 yy. sarayında dekoratif süsler, renkli mermerden mozaikler,
lüks Türk hamamları ve harem daireleri yer alıyor.
SAYDA
(SİDON)
Beyrut'un 43 kilometre güneyinde yer alan antik kent. Gidiş
için Beyrut'tan en kestirme yol, havalimanı yoluna çıkıp, otobandan
yaklaşık 30 dakikada burada olabiliyorsunuz. Milattan önce 5.
yüzyıla kadar tarihi uzanıyor.
Eğer
aracınız yoksa, ya da kiralamadıysanız endişe etmeyin. Havalimanı
yolu üzerinde bulunan Cola semtinden, buraya belediye otobüsleri
gidiyor. Hem de 1000 Lübnan lirasına. Yani 1 milyon TL'ye denk
geliyor. Biraz yavaş gidiyorsunuz ama düşük bütçeli bir seyahat
yapıyorsanız denenebilir.
Sayda'da
görülecek yerlerin başında özellikle sahilde yer alan kalesi
geliyor. Bu kale 13. yüzyılda kıyadan biraz açıkta bulanan adacık
üzerine yapılmış ve iskele ile sahile bağlı. Yapılış amacı da
denizden gelencek saldırılara karşı şehri korumak.
Sahilde
bulunan Ömer Camii de görülecek diğer yerlerden biri. 13. yüzyılda
Haçlılar tarafından kilise olarak yapılmış ve Memlukler zamanında
camiye çevrilmiş.
Bazı
bölümleri restore edilmiş bazı bölümleri ise restore edilmeyi
bekliyor. Deniz kenarında ülkenin üçüncü büyük şehri diyebileceğimiz
bu kasaba irisi şehir, özellikle balıkçılıkla ünlü. Başbakan
Hariri'nin de memleketi olduğu için, aile buraya özel önem veriyor.
Şehrin
kalenin hemen arkasında bulunan sahil kesiminde bulunan surlarla
çevrili, eski bölümü mutlaka ziyaret edilmesi gereken en önemli
yerlerden biri. Burada yer alan Han El Franji, Sayda'daki en
önemli islami eserlerden biri. Hariri Vakfı tarafından restore
edilmiş durumda. İç kısmında geniş bir avlu ve atrafında iki
katlı odalar bulunan bir kervansaray.
Bu bölümde yüzlerce yıl öncesinin şehir yaşamı neredeyse aynen
devam ediyor. Evlerin arasına araçla girmek mümkün değil. Sokaklarında
bir iki insan ancak yürüyerek yanyana geçebiliyor. Klimaların
olmadığı aşırı sıcaklardan yüzlerce yıl önce insanlar, küçük
pencereleri , dar sokaklı 3-4 katlı binalarla korunmaya çalışmış.
Günün sıcaklığını sokaklardaki binaların gölgesinden geçiştirmiş.
Evlerin
arasında dolaşırken ülkenin en büyük bankası Audi Bankası'nın
restore ettiği sabun Müzesi de mutlak gezin. Sabun yapımı, Osmanlı'dan
kalan tarihi eserlerin bir arada bulunduğu müzeyi gezmek ücretsiz.
Özellikle burası fotoğraf severler için bulunmaz görüntüler
sunuyor.
Sayda'nın
en büyük özelliği şehrin sınırlarında bulunan en büyük Filistin
mülteci kampı, Ayn El Hilve'nin de burada bulunması oluşturuyor.
Ancak bu kamp bizim bildiğimiz sınırları tel örgülerle çevrili
kamplar gibi değil.
1948 yılında İsrail'in kurulmasıyla birlikte Lübnan'a göç eden
Filistinliler, burada akın akın gelerek yerleşmiş. Şimdi bir
büyük şehir gibi. 75 bin kişinin yaşadığı söyleniyor.
Şehrin
bir çok yerinde kampta kalanların evleri içiçe neredeyse. Ancak
burada İsrail'e karşı mücadele eden radikal Filistinli örgütlerin
merkezleri bulunduğu için, kampın iç kesimlerine Lübnanlı yetkililer
de giremiyor. Zaman zaman kamp içindeki fraksiyonlar kendi aralarında
ağır silahlarla çatışıyorlar. Bir başka dünya kısacası.
SUR
(TYRE)
UNESCO'nun korunması gereken tarihi eserler listesinde yer alan
Sur şehri de, ülkenin güneyinde Beyrut'tan 83 kilometre uzaklıkta
yer alıyor. Beyrut gibi modern bir şehir havasında olmasa da
tarihi eserlerin bulunduğu bölüm gerçekten görülecek yerlerin
başında geliyor.
Bir zamanlar Büyük İskender zamanında bölgenin en güzel en zengin
kenti olan Sur, o günden bu güne kalan tarihi eserleriyle göz
kamaştırıyor. Denize 700 metre uzaklıkta bulunan bu antik eserlerin
bulunduğu yeri öyle kolay gezmek mümkün değil. Hemen her köşesi
ilginç tarihi eserlerle dolu. Şehrin kara yönünden hemen girişinde
mezarlar yer alıyor. Sonra da şehrin ara caddesi. Amfi tiyatrosu,
evlerden kalan taşlar, bir anda sizi yüzlerce yıl öncesine götürüyor.
Antik şehir içinde bulunan hipodrom ise bugüne kadar ortaya
çıkarılan en büyük hipodrom olarak Lübnan kaynaklarında geçiyor.
TRABLUS
(TRIPOLI)
Lübnan'ın
kuzeyinde yer alan ikinci büyük şehri. 3500 yıllık tarihi geçmişi
olan bir şehir. Şehir ülkedeki müslüman kimliğinin en çok hissedildiği
yer. 160'a yakın medrese, cami, kervansaray, çarşı, anıt, mescid
gibi tarihi eserler var.
Trablus'da çarşılarda gezerken kendinizi yüzlerce yıl öncesinin
kapalıçarşılarının içinde, kervansarayların arasında, yüzlerce
yıllık mimari şahaseri Memluk Dönemi'nden kalma camilerin arasında
bulacaksınız.
NASIL GİDİLİR?
Beyrut'un içinde, Liman'da bulunan otogardan kalkan otobüslerle
hem de 1 milyon TL'ye 80 kilometre uzaklıktaki Trablus'a ya
da Tripoli'ye gidebilirsiniz.
NEREYE GİDECEKSİNİZ!
Trablus'a
gidince öncelikle , Tell Meydanı'na gidin. Burası Tripoli'nin
kalbinin attığı yer. Meydan'dan Suriye'nin deniz kenarında bulunan
Lazkiye şehrine taksi dolmuşlar bile kalkıyor.
Meydan'da bulunan Osmanlı döneminde Sultan Abdülhamit'in tahta
çıkışının 25. yılı için yaptırdığı Saat Kulesi, gerçekten görkemli.
30 metre yüksekliğindeki saat kulesinin etrafında geniş bir
park var. Zaten Tripoli'de özellikle osmanlı dönemine ait bir
çok tarihi eseri bulmanız mümkün.
Saat Kulesi'ne arkanızı verip de sokak aralarında yürümeye başladığınızda
hiç kimseye sormanız bile kendinizi bir anda altın çarşısında,
buluyorsunuz. Çarşı girişinde bulunan Mansuri Büyük Cami'ni
mutlaka ziyaret edin. Mimarisiyle Türkiye'de örneği bulunmayan
cami özelliğine sahip. 1294 yılında yapılan camiye girerken
hanımların başının kapalı olmasına dikkat etmeniz gerekiyor.
Kapalıçarşı'nın
hemen içinde bulunan Sabuncu Han ise mutlaka ziyaret edilecek
bir başka nokta. iki katlı bu han, yıllardır aile tarafından
sabun imalatı ve satış yeri olarak kullanılıyor. Ancak burada
üretilen sabunlar, doğal ve kimyasal hiçbir ürün kullanılmadan
üretiliyor. Dünyanın dört bir yanından müşterileri buraya sabun
almaya geliyor. Tanesi 250 dolara kadar satılan sabunlar var.
İçlerinde kekik, portakal özü, aklınıza ne gelirse var. Yaklaşık
50 çeşit sabun var. Gözünüzün önünde sabun topakları bir anda
ufak bir çakının marifetiyle gül goncasına dönüşüyor. Sabundan
tespih bile yapılmış.
Yolunuza sokak aralarında kaybolarak devam ederseniz, biraz
ileride karşınıza Doğu'nun hemen her yerinden gelen kumaşlar,
elbiseler çıkıyor. Az sonra ise, günümüzde Türkiye'de kalmayan
kapısız penceresiz dükkanlarda satış yapılan pazar yerleri var.
Gerçekten anlatmak zor görmek gerekir.
Binlerce yıl önceki pazarlar gibi, sadece dört duvardan oluşan
bir dükkan. Önünde bir tezgah. Ürünler üzerinde yer alıyor.
Yanyana onlarca dükkanın oluşturduğu sokakta, dükkanların temizliği
zamanı gelince dökülen sular, sokak ortasında bulunan bir yoldan
akarak gidiyor. satış tarzı, satıcılar, satılan ürünler sizi
bir anda neredeyse 100 yıl öncesine götürüyor.
Sadece
bu kadar değil. Tripoli Kalesi mutlaka görülmesi gereken yerlerden.
Ardından El Mina yani Liman, sahil kesimi özellikle akşamları,
500 bin kişinin yaşadığı Tripoli'de, halkın gezdiği, kabak çekirdeği
çıtlattığı, küçük balıkçı motorlarıyla çevre gezileri yaptığı
yer.
YANİ
KISACASI ŞU?
Eğer
Tripoli'de tarihi yerleri gezmek istiyorsanız en az bir gününüzü
ayırmanız gerekiyor.
Alışveriş için de Trablus ideal yerlerden biri Lübnan'da.
Çünkü fiyatlar hemen her alanda Beyrut'a göre daha ucuz. Zaten
bir çok Beyrutlu hem gezmeye hem de alışverişe buraya gidiyor.
Trablus'a gidince özellikle kendinize sabun, belki bir
kaç altın takı, annenize hint işi örtüler, geleneksel elbiseler
almayın unutmayın.
Ancak yemek için de özellikle El Mina yolunda bulunan Abdurrahman
Al Halabi tatlıcısına mutlaka gidin. Burada kıymalı minik
pidelerden, aklınıza gelen her türlü tatlı ve çikolata yer alıyor.
Gerçek tatlıcı nasıl olurmuş görün. Muhrabiye tatlısının tadına
bakın. Diğer baklava türleri de denenebilir.
BEKAA
VADİSİ VE BAALBEK...
GİDİŞ
Lübnan'da kalacağınız süre sınırlıysa ve çok az yer görebileceksiniz,
bir gününüzü mutlaka Bekaa Vadisi'nde bulunan Baalbek'e ayırın.
Antik dünyanın Roma'dan sonra en görkemli tapınaklarından birini
Lübnan Dağları'nın karlı tepelerinin altında Bekaa Vadisi'nin
yanında görün.
Türkiye'de bir efsane gibi yillarca gazete haberlerine geçen,
ünlü köşe yazarlarının ziyaret ettiği Bekaa Vadisi, Lübnan Dağları
ile Anti Lübnan Dağları arasında, Suriye'ye ülkenin sınında
yer alıyor. Genişliği 20 kilometre, uzunluguysa 200 kilometre
olan bir vadi.
Kontrol hala Suriye'nin elinde. Suriye askerleri nöbet tutuyor.
Yolda kimlik kontrolü yapıyor. Ancak Hizbullah örgütünün elinde
kontrolünde bulunan, çeşitli terör örgütlerin kamplarının bulunduğu
bu alan, günümüzde görünürde! tehlike sunmuyor. Lübnanlılar
ve ülkeye gelen turistler bir tehlike ile karşılaşmadan burayı
gezebiliyor. Burada bulunan ilginç yerler kısaca şöyle.
NASIL GİDİLİR?
Buraya Beyrut'tan gitmek için, aslında iki yol var. Birinci
yol, Beyrut'tun merkezinde bulunan Antelias, Bikfaya, Burummana
ve Zahle üzerinden Şutura'ya inip, Baalbeck'e gitmek. Bu yol
aslında manzara yönünden çok güzel. Ancak özellikle Burummana
'dan sonra yol bozuk. O nedenle yol zahmetli.
En ideali, Beyrut içinden Suriye yoluna çıkmak. Şutura'ya kadar
gitmek. Bu yol da asfalt ve bakımlı. Otoban kalitesinde yeni
düzenlemeler her gün ekleniyor. Bir bölümü zaten otoban. Sonra
da Şutura girişinden önce Zahle yönüne sola dönüyorsunuz. Tabelaları
takip ederseniz, önce Zahle'ye, ki burası yaz aylarında bütün
Lbnanlılar'ın kaçıp da geldikleri yerlerinin başında geliyor.
Şehir merkezinde bulunan nehir kenarındaki lokantalarda kendinize
nefis bir ziyafet çekiyorsunuz. Aynı zamanda serin ortamda dinlenebiliyorsunuz.
Bu arada yol üzerinde bulunan Lübnan'ın ünlü şaraba Ksara'nın
şatosunu da mutlaka ziyaret edin. Şato'da 2 kilometre uzunluğundaki
kavları ziyaret ediyor. Şarabın mahzenlerde özel fıçılarda yıllanmasını
izliyorsunuz. Ayrıca size tadım imkanı da veriyorlar. Birbirinden
değerli ve güzel şarapları da isterseniz alma imkanınız var.
Sonra da ver elini Şutura....
NE
YENİR?
Bekaa
Vadisi'nde yemek yenilecek yerlerin başında Zahle'de bulunan
restoranlar geliyor. Dağlarda eriyen karların suyundan oluşan
nehir etrafonda, temiz,bakımlı, leziz yemekler sunan restoranlar
var. Adeta restoran vadisi denilebilecek çoklukta restoranın
bulunduğu vadide, beyrut'ta merkezleri bulunan bir çok ünlü
lokanta yer alıyor. Bunların başında Mhanna geliyor.
Bu lokanta da hemen her türlü meze yer alıyor. İstediklerinizi
kendiniz seçiyorsunuz. Lübnan'ın en büyük özelliği burada ortaya
çııyor. Nereye giderseniz gidin hemen her yerde aynı lezzet
ve kalitede mezeleri bulabilabiliyorsun.
Ancak 100 'e yakın mezenin arasından tabii ki bilinen yaklaşı
20 adedi her yerde var. Ancak gittiğim Mhanna lokantasında lahana
dolması turşu olarak karşınıza çıkıyor. Ya da enginar kökleri,
soyulmadan buharda haşlanıp özel sosa yatırılarak karşınıza
geliyor. Siz de haşlanarak adeta pelte haline gelen enginar
çiçeklerinin saplarının emerek yiyorsunuz.
Burada özellikle yemek sonlarında gelen meyve sepetleri görülmeye
değer. Hemen her çeşit meyve porsiyon olarak değil özel tepsilerde
kilolarca olarak masanıza getiriliyor. Siz istediğiniz meyveden
istediğiniz kadar yiyorsunuz. Yani önce gözünüz doyuyor. Bu
arada meyve ile birlikte içi su ve buz dolu bir kap da geliyor.
Siz de meyvelerinizi soğutmak için bu suya batırarak yiyorsunuz.
ALIŞVERİŞ.
Beyrut Baalbeck arasında özellikle Bekaa
Vadisi'nden her türlü sebze ve meyveyi sezonunda giderseniz
bulabilirsiniz. Gerçekten leziz ve fiyatları çok uygun. Ksara
Şatosu'ndan her türlü şarap almak mümkün.
Özellikle 2000 yılı ve ödüllü kırmızı şarabı ile Blanc de
Blanc beyazı almayı unutmayın. İkisi de leziz şaraplar.
Şutura'da ise süt ürünleri gerçekten kaliteli ve ucuz. Taze
beyaz peynirler, özel yoğurtlar ve labne denilen süzme
yoğurtlar mutlaka alınmalı.
|
EĞLENCE
SOLİDERE
Lübnan'da eğlence deyince tabii ki akla ilk gelen yerlerden
biri Downtown ya da Solidere bölgesi. Son 3-4 yıldır yeniden
yapılan bölgede özellikle ana caddelerin arkasında yer
alan sokaklarda gece 23.00'den sonra açık olan onlarca
bar var. Buralarda Lübnanlıları eğlenerek görebilirsiniz.
MONO
STREET
Eğlencenin asıl durağı ise, Beyrut'ta Mono Street. Bir
uçtan bir uca 250 bar, restoran, cafe burada yer alıyor.
şehrin en lüks eğlence yerleri burada. Özellikle gece
23.00'den sonra hareket başlıyor. Cıvıl cıvıl bir yer.
Gitttiğizde unutamayacaksınız. Bulunduğu yer ise, Solidere
meydanına yürüme mesafesinde.
MAAMELTEYN
Junie'de yer alan bu semtte, genellikle Rus, Moldovyalı
revü kızlarının sahneye çıktığı barlar var. Geç saatlerde
açılıyor. Dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi, önce revü
seyrediliyor. Sonra da her şey serbest. Ancak giderken
dikkat. Maliyeti epey yüksek. Çünkü Körfez ülkelerinden
gelen turistler, burada piyasayı çok yükseltmiş.
JANNA
Beyrut'a
gidince bir de farklı bir yer göreyim diyorsanız buraya
gidebilirsiniz. Ancak bulunduğu yer zaten şehrin en üst
kısmında, Brummana'da yer alıyor. Buraya ancak özel aracınız
varsa kolaylıkla gidebilirsiniz. Gerçi belli yere kadar
otobüs çalışıyor ama gece eğlenmeye de otobüsle gidilmez
herhalde. Taksiyle de gitme imkanınız var. yeri biraz
zor. Ama gidince keyifli bir yer olduğunu anlıyorsunuz.
İsmi zaten "cennet"anlamında. Dış görünüşü zaten
en kolay anlatımıyla Moskova'daki Kremlin Sarayı'nı andırıyor.
Geniş bahçesi ise, yemyeşil ağaçların arasında. Yaz aylarında
bahçeşi doyumsuz. kendinizi binbirgece masallarında zannediyorsunuz.
İç mekan ise, biraz kitsch ama yine de keyifli. Arap şarkıcılar,
dansözler çifter çifter sahneye çıkıyor. Fiks menü yemek.
Kişi başı da 30 USA dolarına geliyor.
Özellikle eylül ayından sonra Lübnanlılar buraya daha
çok geliyor. Gerçek Lübnanlılar ile bir arada , "vur
patlasın çal oynasın" eğlencenin ne olduğunu burada
görüyorsunuz.
Özellikle gecenin sonunda Afrikalı garsonların yaptığı
gösteriye mutlaka izleyin!
|
|